06 Aralık 2019 Cuma

Mustafa Özyıldız / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ereğli14-Köyleri çekip alsan geriye ne kalır, Ereğli’den

07 Ekim 2015 Çarşamba 19:23

Ahmet Kutsi Tecer in ‘’Orda bir köy var uzakta,O köy bizim köyümüzdür’’dizeleri ile başlayan şiiri,Anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez köylerini ne güzel dile getirir

O uçsuz bucaksız bozkırların içinde yüce dağların yamaçlarında ,

derin vadilerin kuytularında kadimden beri var olan  köyler.

 

Asırlara sari yalnızlıklara, hasretliklere sabırla bekleyen köyler

Uzaklara gönderdiği evlatlarının gurbet hasretine sıla özlemi ile merhem olan köyler

 

Sılayı rahim deyip bir gün geri dönenlere ana kucağı gibi şefkatli kolları ile sarıveren şirin köyler

Yollarında gezmese de  tozmasa da  evlerinde yatmasa da

kalkmasa dadağlarından inmese de çıkmasa da,

pınarlarından içmese de kanmasa da kendisini uzaktan

sevenlerin dirisi olmadığında ölüsüne bile razı olup

yağmurların yıkadığı tertemiz kabristanı koynuna alıveren güzel köyler

 

Bu millet bu köyleri ve  köylüleri ile mayalamış ki ,bu toprakları,bu mayanın tutması ile

 ‘’Anadolu ‘’diye söylenir olmuş bu coğrafya .küçük obalarla, üç beş evden oluşan

mezralarla ve köylerde çalınmış her karış toprağına Anadolu mayası,

Köyler ilmek ilmek Orta Asyadan gelirken getirdiği değerleri ,örf adetleri,

Türk ve İslam kültürünü  ,Ak Sakallı Bilgeleri Kolonizatör Türk Dervişleri ,Erenleri,Ermişleri ile bir

 dantel gibi işlemiş bu kadim topraklara  asırları asan bu vetirenin sonunda Anadolu

 mayasının tılsımı sayesinde bizim olmuş bu topraklar

 

,bu topraklar üzerinde bin yıla yaklaşan tarihimiz,hikayemiz Anadolu’ nun bu mayayı

tuttuğunu göstermez mi ?

 

Öyle uzun bir hikayedir ki içinde nice masalları,destanları,ağıtları,yasları,şarkıları,türküleri,romanları,hikayeleri var.

Yazılı kanunların olmadığı dönemlerde bile Orta Asyadan gelen geleneklerle,örflerle ,adetlerle

 obaların köylerin, mezraların, meseleleri kendi içlerinde bilgelere danışma,

aksakallar marifetiyle ,yaşlılar,bilgeler vasıtasıyla  kurallar manzumesi oluşturduklarını, yönetildiklerini de biliyoruz.

 

Sonraları konar göçerlikten yerleşik hayata geçişle birlikte köy teşekkülleriyle

 muhtarlıklar oluşmuş ,bugelenek ihtiyar heyeti şekliyle devam etmiştir.

Köy ,ihtiyaçlarının yerinden çözümü esas alan ihtilafları karakola düşmeden ,

savcıya hakime boyun eğmeden halledebilen irade kullanan bir kadim müessese idi.

 

Bunun ötesinde köy bir aidiyet ve müessese yönüyle şimdilerde hızla unutulan ve

’ yurdum insanı’ aşağılaması  ile burun kıvrılan güzel hasletlerin ,meziyetlerin,

doğruluğun ,dürüstlüğün ,yardımseverliğin, misafirperverliğin ,büyüklere  saygı ,

küçüklere sevginin kendiliğinden öğrenildiği ve öğretildiği  bir tür sosyal  organizasyondu

 

Yeni  kanunun yayımlandığını duyduk .2012 yılında -14 ilde büyükşehir belediyesi ve

 27 ilçenin kurulması  ile alakalı.Eh memleket modernleşiyor ’Büyükşehir’leşiyor dedik,

Kanunun içeriğinde,  Büyükşehir Belediyesi kurulan ilçelerin mülki sınırları içinde yer alan

köylerin tüzel kişiliği kaldırılmış köyler mahalle olarak bağlı oldukları ilçenin

 belediyesine bağlanmıştır.Daha önceki büyükşehir yasasıda dikkate alındığında bu yasa  ile ülke geneli  34283 köyümüzden16082’i ile,1591 belde belediyesi tüzel kişiliği'nde mahalle oldu. Gündeme gelecek olan  bütünleşik şehir tasarısı yasalaşırsa kalan köylerin tamamı dabu uygulamadan etkilenecek gibi,

İlçelere bağlanınca, köyün tüzel kişiliği kalkıyor, bütçesi ve bohçası kaldırılıyor ,

 

temsil ehliyeti kalmıyor köy ismi terminolojiden kalkıyor,

yeni mahallelerde,içme suyu ve kullanma suyu için alınacak ücret  5 yıl süreyle en

 düşük tarifenin ¼ geçmeyecek ,5 yıl sonra  başlayacak imar ile ilgili ruhsat ve harçlar,

emlak vergisi ,çevre temizlik vergisi,işyeri açma ve çalışma ruhsat alımı gibi

ilçelere özgü mali uygulamalar ,külfetler de bir hayli hayatımıza girmiş olacak,

Okula yeni başlayan çocuklar artık, köyünü köy olarak değil ilçenin su mahallesi

Bu mahallesi  olarak  tanıyacaklar

 

İçinde köy gecen şarkılar, öyküler ,hikayeler, romanlar ,her ne varsa artık onların olmayacak

Kahır ekseriyetinin  köy bulguru ,köytarhanası ile büyümüş yada bir şekilde

 köyle alakalı olduklarını bildiğim milli iradenin bu madde kabul edilirken ne

hissettiklerini doğrusu çok merak etmekteyim.

 

Yüce iradeye ‘elbet bir şey diyecek halimiz yok asıllar olarak vekaleti verdiğimize

göre Vekillerimizinİradesine boynumuz kıldan ince ille de köyler şehir, köylülerde

 şehirli olacaksa en azından farklı bir anlayışla bu gerçekleşebilirdi.

Gerçi bu kadar akıl yürütmese bile yüce meclisin iradesine saygısızlık sayılır mı bilemem ama

Ziya Paşanın ‘idraki maali bu küçük akla gerekmez ‘öğüdünü  de hatırlarım .

 

Köylerle ilgili bu düzenlemenin ve reformun tek tesellisi  artık

şairlerin ,köyler ,köylüler ve köy türküleri karsısındaki utanmasını ,mahcubiyetlerini

belki sona erdiriyor olmasıdır.

 

Şair Bedri Rahmi,

‘‘Ah bu türküler ,türkülerimiz

Ana sütü gibi candan,ana sütü gibi temiz

Türkülerde tüter dağ yayla ,yayla

Köyümüz,köylümüz,memleketimiz…’’

Der köy türküleri karsısında bir sair olarak duyduğu acziyeti ve mahcubiyetide söyle ifade eder

Şairim

‘’Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası

Ayak seslerinden tanırım

Ne zaman bir köy türküsü duysam

Şairliğimden utanırım’’

Artık şairlerin kendilerini utandıracak mahcup edecek köy  türkülerimiz olmayacak Velhasıl

İvrizinde  alabalık yediğimiz ,soğuk sularında dolaştığımız,Bey köyünde ekin ,karpuz tarlalarında gezindiğimiz,Belceağacında kirazlarını yediğimiz,Hortusunda rüzgarından serinlediğimiz, Akhüyüğünde kükürtlü sularında gezindiğimiz,Meliceğin de koyun yoğurtlarını yediğimiz,Adabağında ördek avlarınagittiğimiz,Kızıl gediğinde ormanında gezindiğimiz,Oymalısında yer altı şehirlerinde dolaştığımız  köylerimiz ,Bastırığında,Türkmeninde,  Anbarında,koyun güttüğümüz Tontunda üzümler  yediğimiz Yaylalarından çiçek ballarını tükettiğimiz

mis gibi insan kokan,toprak kokan köylerimiz öldü ,mahalle oldu.

Nasıl olsa köyümüz,köylümüz,kasabalımız KENTTE artık diye mi düşünüldü ?

 Ne diyelim ,Hayırlı olsun

 Ama ‘’Orda bir köy’’artık yok…..

 

EREĞLİ ERMENİLERİ ,AZINLIKLARVE EREĞLİLİ  SEVAG ŞAHİN BALIKÇI OLAYI

16 yy,17 yy,18 yy Osmanlı kaynaklarına bakıldığında Ereğli de daha çok kırsalda yerleşik olan ve dönem dönem değişmekle birlikte  3bin ile 30 bin arasında bölge nüfusu ve bu nüfus içinde bazı dönemler bin civarına yaklaşan Ermeni ve Rum nüfus bulunmakta idi. Osmanlı döneminde gayri müslimtebea şekliyle kabul edilen bu kitle cumhuriyetle birlikte azınlıklar olarak tanımlanmışlardır.

Ereğli Ermenilerinin tehcir dönemindeki kritik durumunu  bir noktada kaderini belirleyen kişi,3 dönem belediye başkanlığı yapan Hacı Dervişzade Mustafa KÖKBUDAK,tır.Namı diğer DELİ MUSTAFA AĞA ,Ambar köyündeki SIDIMERİA lahtinin İstanbul arkeoloji müzesine götürülmesi sırasındaki hizmetleri dolayısıyla sultan II. Abdülhamid’ten nişan almıştır ve binbaşılık rütbesi ile ödüllendirilmiştir. (1859-1929) Kendisi Konya Ereğlisi eşrafından geniş bir ailenin reisiydi ve 'Deli' sıfatı kendisinin, doğru bildiğini yapması ve resmi otoritelere ters düşmekten kaçınmaması nedeniyle verilmiştir. kendisinin meşhur sözü’’gavursuz memleketin tadımı olur?,tuzumu olur?’’ sözüdür.Ermeni tehciri sırasında Ereğli Ermenilerini himayesine alması nedeniyle Türkiye Ermenileri ve diaspora Ermenileri tarafından en bilinenler içerisindedir ve Ereğli'de de bu yönleri ve pek çok hizmetleri ile  tarihe geçmiştir.

1940-1950 arası Ereğli’de 150 hane civarında Ermeni aile yaşıyordu. 1970 yılına kadar ağırlıkla İstanbul ve yurt dışına  göç ettiler. Tarih boyunca Şehrimizde Ermeniler yoğun olarak iki mahallede yaşamışlardır ,bu mahallelerden biri bugün şehit kamil Atalay ilk okulunun güneyine düşen ve halk arasında  gavur mahallesi olarak bilinmektedir .          Sanat ve ticarette uğraştıklarından Ereğli de bulundukları dönemde  ekonomik olarak iyi durumda idiler. Ailelerden Bir kısmı çocuklarının tahsilini Amerika, Fransa, İngiltere, İsviçre de devam edebilmelerine imkan sağlamıştır.

Ereğli Ermenileri daha çok ustalık ,zanaat ,el işleri ve ticarette mahir idiler  Ereğli’de yerli halktan pek çok kişinin zanaat sahibi olmasına kırsaldan gelip kente yerleşmelerine önemli katkıları bulunmuşlardır.

Şehrimizde ,dönemlerinde meşhur olmuş olanlar bilinenler ,esnaf ve ustalar isimleri ve ustalık alanları ile şehirde bilinmişlerdir.  lakap kullanmamışlardır.

Zeki Usta;babasına hacı usta denirdi. Ereğli’yi ilk traktörü ve biçerdöveri getiren tamirini yapan ve bizlere öğreten kişidir.Tabiplik hizmetinde drsimon, Armenekefendi.Ambar ve taşımacılık ,Kasaplar; Agop Paçacı, Agop Yıldız, Cebrail,Pastırmacı Minas Efendi, Pastırmacı Parnak Efendi ,Bisikletçi Zaven babası Hampar, kalaycı Kirkor, terzi BoğuzKarabetUsta;Demir alet imalatı , terzi ArtinAgop, kunduracı Gülbenk, kunduracı Ohan, Bakırcı ve Kalaycı Artin Usta, Kalaycı Koca Kirkor,KelleciArekel , bakırcı ArtinMıhçı,Tellioğlu usta sirke ve şarap imalatı , Yarbant usta  Katiplik ,

Hırantusta,Terzilik Garbis Usta  acentacılık Sinan Usta  tamir Sahakusta.Gazete ve mecmua Satışı. Hampar usta halı ipi boyamada kullanılan kök boya işinde boyacı bir kazan kökboyalı su ile suyu değiştirmeden 7 renk ipi boyamaktadır.

Ermeniler,Ereğli’de ,kentte topluma genelde  uyumlu ve saygılı insanlar olarak bilinir,dürüstlükleri,çalışkanlıkları ,saygıları yerli  halkça da her zaman  takdirle karşılanmıştır.dini ve milli bayramlarda  cami vakti dükkanlarını kapatırlar mübarek ramazan ayında bir Müslüman gibi dükkanlarını açıp bir Müslüman gibi ,oruç tutar gibi ,hiçbir şey yemeden içmeden akşamı ederler ve böylece  evlerine giderler yerli halka büyük saygı gösterirlerdi.

Ereğli Ermenileri içinde en meşhur olmuş kişi siyasetci , tkp kurucularından Sarkiz Çerkezyan dır.98 yaşına kadar yaşamış ve yakınlarda vefat etmiş bu önemli isim  Ereğli dokuma bez fabrikasının yapımında katkıları olmuş, gençliğinde bir dönem  bu şehirde marangozluk ve ustalıkta yapmıştır.

Yakın dönem Ereğli Ermenileri ile alakalı olarak ta gündemde Şevag Şahin Balıkçı olayıdır.

Sevag Şahin Balıkçı olayı, Türk Silahlı Kuvvetlerinde askerlik hizmetini yerini getirmekte olan aslen  Konya Ereğlili Üniversite mezunu Ermeni kökenli Er Sevag Balıkçı'nın( 1 Nisan 1986 doğumlu,) 24 Nisan 2011 tarihinde  Batman da, terhisine 23 gün kala, Er Kıvanç Ağaoğlu tarafından tüfekle vurularak öldürülmesi olayıdır. Diyarbakır Askerî Mahkemesi olayın dikkatsizlik sonucu gerçekleştiği hükmüne varmıştır. Kıvanç Ağaoğlu, "silahıyla dikkatsizlik sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek" suretiyle "taksir ile öldürme" suçunu işlediği gerekçesiyle 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme Astsubay Çavuş Sadrettin Ersöz için  ise "ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak" suçunu işlediği gerekçesiyle 5 ay hapis cezasına çarptırıp. Ayrıca Ersöz'ün, mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasını da karar verdi.o tarihte, Genelkurmay yetkilileri , olayın kaza kurşunu  sonucu olduğunu gerekçesiyle  Balıkçı’nın resmen şehit olmadığını ve Balıkçı’nın cenaze töreninde tabutuna Türk bayrağının sarılmasını ise Türk Bayrağı Tüzüğü’nün 21. maddesine istinaden yapıldığı ifade etti. Bu maddede, “ TSK ’nın sivil personel dışındaki mensuplarının, emeklilerinin cenazelerinde tabutlarına bayrak örtülebilir” deniliyor.  Olayın 24 Nisan 2011'de, Ermeni Soykırımı Anma Günü'nde gerçekleşmesi, kaza değil cinayet olduğu yönünde görüşler aile veTürkiye Ermenilerince bu yönde  kanaatoluşmasına sebeb  olmuş görünmektedir ve eski milletvekili Ufuk Uras, Mor ve Ötesi grubunun üyelerinden Kerem Kabadayı, HrantDink'in eşi Rakel Dink ve oğlu Arat Dink'in de bulunduğu bir topluluk "Sevag İçin Adalet Girişimi" adlı grubu kurmuştur. Sevag Şahin Balıkçı olayı kamuoyunda ve Ulusal medyada Konya Ereğli asıllı  azınlıklar konusunda yakın dönem  en çok gündem olan  ve tartışılan  konu olmuş ve kategorisinde Ereğlili azınlıklar  konusunda  yapılmış  önemli bir  haber olarak da yerini  almıştır.

Sağlıcakla kalın

Mustafa Özyıldız

Kastamonu Üniversitesi-Müdür

 

Bu yazı toplam 1161 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
MEDYA