22 Eylül 2017 Cuma

Hatice Özyıldız / Köşe Yazarı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

SOSYAL YARDIMLAŞMA

11 Ocak 2017 Çarşamba 17:11

Konya ili yüzölçümü bakımından Türkiye'nin en geniş ilidir. Son nüfus sayımına göre il merkezi nüfusu 1.110.000 dolayındadır. İlin toplam nüfusu ise 2.3 milyon a ulaşmıştır. Nüfusun önemli bir kesimi tarım kesimindedir. Tarım kesiminde verimin düşük olması dolayısıyla kentlere hızlı bir nüfus akımı yaşanmaktadır. Böylece İlin sosyal ve kültürel yapısı değişmektedir. Ayrıca ekonomi alanında işsizlik yaşanmaktadır.

Konya merkez ile ilçeler arasında önemli ölçüde sosyo-ekonomik gelişmişlik farkı vardır. Selçuklu, Meram, Karatay ilçeleri yani Konya merkezi Türkiye'deki 858 ilçe içinde 9. sırada yer alırken, bunu en yakından takip eden Ereğli 127. sırada ve üçüncü gelişmişlik grubunda bulunan bir ilçedir. 6 ilçe üçüncü, 17 ilçe dördüncü ve dört ilçe de beşinci gelişmişlik grubundadır.

Türkiye gelir dağılımı bakımından dünyanın en problemli ülkelerinden birisi olduğu için iktisadi krizin etkisi daha da artmaktadır.

 

Konya'nın sosyal, kültürel yapısı Orta Anadolu Bölgesi'ni yansıtmaktadır. Aile bağları güçlüdür.

Kalkınma ekonomisi üretim artışıyla birlikte fakirliğin de azalacağını da öngörmüş ama fakirliğe karşı önleyici tedbirler alınamadığı için tüm toplumlarda gelir adaletsizliği ortaya çıkmıştır. İçinde yaşadığımız şartlarda yardımlaşmanın çok önemli olduğunu her zaman idrak ediyoruz. Özellikle iktisadi krizle,Şehirleşme ile birlikte ekmek,iş bulamayan insanların sayısı hızla çoğalmaktadır. Dünya Bankası fakirlere direkt yardım yerine  fırsat, güçlendirme ve koruma gibi fakirlere yönelik bazı tedbirlerin daha kalıcı olabileceği üzerinde durmaktadır. Bunlar kalkınma literatürüne yeni geçmiştir.

Günümüz insanı geleceğe dair kişisel beklentilerimizi oluşturup geliştirirken, fedakârlık, kanaat, sabır, şefkat ve şükür gibi ahlaki ölçüleri dikkate almayı unuttuk. Kayırma, suiistimal, nemelazımcılık, hedonistçe (zevk düşkünü) yaşama arzusu ilerledi. Türkiye’deki birey anlayışı, batıdaki gittikçe yalnızlaşan birey anlayışına yaklaştıkça sosyal bozulma da hızlanmıştır. Ailenin ihmal edildiği sorumsuz bir hayat yaşama düşüncesi gün geçtikçe revaçta bir tarz oldu. Batı değerlerindeki bireycilik, bencilliği ön plana çıkardı. Bu durum insanları, duyarlı ve sosyal olmaktan uzaklaştırmıştır. Batının örnek almamız gereken değerleri olan bilim teknik, araştırmaya verilen önem, iş ahlakı, iş profesyonelliği, çalışkanlık, dakiklik, sözünde durma erdemi vb. anlayışı görmezden gelinir oldu.

"Yardımlaşma" ve "Dayanışma" kavramları birbirlerinin yerine kullanılmakla beraber yardımlaşma (muavenet) daha çok maddi nitelikli, dayanışma (tesanüt) manevi nitelikli akım ifade eder. Aile ve toplum fertleri arasında yardımlaşma ve dayanışma kaçınılmazdır. Fert böylelikle daha iyi hayat sürebilme imkanı bulur. Yani yardımlaşma ve dayanışma insan olmanın kaçınılmaz sonucudur.

Türk toplumunda sosyal eylemlerimizdeki manevi boyutun önemi tam olarak anlaşılamadığı için sosyal faydası büyük olan programlara ve aktivitelere zaman ayırmak kaybedilmiş vakit olarak görülmeye başlanmıştır.  “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” düsturunu toplum olarak , bir Ereğlili olarak  Ereğlideki  Suriyeli mültecilere davranış  örneğinde  görüldüğü üzere başarılı bir sınav veremediğimiz gerçeği de ortadadır.  Diğer yönden Ereğli’nin güven ve sükûnunun azaldığını hisseden kentimiz insanı da pek çok yönden etkilenen bu beşeri  tablo ile sabrının zorlandığı noktalara geldiğini hissetmektedir.

Kalabalıklar içerisinde yalnızlaşan Türk insanı, çevresinin desteğini yeterince göremiyorsa umutsuz ve çaresiz durumlara düşmektedir. İşsizlik, kötü giden aile hayatı, hayal ve beklentilerin gerçekleşmemesi, iletişimsizlik, ekonomik sıkıntıların üst üste gelmesi, insanları stres, depresyon vb. ruhsal bunalımlara sürüklemektedir. Ereğli’de son yıllarda yakınını katleden, kendi canına kıyan insanlara da giderek artan oranda  duymaktayız. Cinnetin ruhsal bozulma ile ilgili olduğu bilinen bir gerçektir. Şehrimizde son 25 yılda 250 civarındaki cana kıyma, cinnet, ölümlü olay gerçekleşmiştir. Dilenci sayısındaki artışlar,göçmen ve mülteci sayısındaki artışlar ve bunlarla ilgili çalışmaların, gayretlerin, yardımların zaman zaman yetersizliği ,uyuşturucu kullanımına yönelme, talih oyunlarına düşkünlük, gençlerde digital oyunlara bağımlılığın artması, internete  yönelme  aslında şehrimizde var olan çaresizliğe   gidişin ilk göstergeleridir. Ekonomik olarak toplumu güçlendirme yanında manevi alanda da toplumu ve bireyleri güçlendirme, manevi kaynaklarını muhafaza edebilmesinin geliştirilmesi gerekmektedir. Demokratik ülkelerde özgürlüklerle birlikte bireysellik artıp, sosyal ve manevi sorumluluklar köreltiliyor ise çok gelişmiş kapitalist toplumlarda sosyal afetler ve buhranlar görülebilir. Gençlerimize sosyal ahlak eğitimleri çerçevesinde şiddet ve intikam yerine hoşgörü kültürünü, kardeşlik kültürünü aşılayarak toplumsal çatışmalara yol açan sosyal riskler düşürülebilmeli.

Ülkemizde dar gelirli kesimlere yardımlar il ve ilçelerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları, belediyeler ve özel vakıf ve dernekler vasıtasıyla yapılmaktadır. Kanaatimizce yardımların farklı kurumlar tarafından yapılması koordinasyon problemini beraberinde getirmektedir. Yani bir kurumdan yardım alan aynı nitelikteki yardımı bir başka kurumdan daha almaktadır. Dar gelirlilerin problemleri tamamen kamu kurumlarına bırakılmamalıdır. Çünkü İskandinav ülkelerinde bile sosyal devlet yeterince çalışamamıştır. Sosyal devlet niteliğini çok fazla artırmak vergi yükünü de artırır. Yardımlaşma ve dayanışmanın kökü aileye dayanır. Bu sebeple aile içi dayanışmalar pek çok sosyal problemi engellemektedir. Nitekim günümüzdeki iktisadi kriz eğer aile müessesemiz bu kadar sağlam olmasaydı, daha yıkıcı etkiler meydana getirebilirdi.

Özellikle Ramazan ayında yardımlaşma ve dayanışma çalışmalarının arttığını görüyoruz. Ramazan ayı yanında diğer aylarda da ihtiyaç sahiplerine kol ve kanat germek gerekir. Zengin-fakir herkes dayanışmaya muhtaçtır. Yardımlaşma ise daha çok dar gelirli ve ihtiyaç sahipleri için geçerlidir. O halde yardıma muhtaç olanların sayısının artmasını engellemek gerekir. Belki bir fert için daha fazla kişiye yardım etmek iyi ve sevap bir davranıştır, ama bir toplumda yardıma muhtaç sayısının artması o toplumun iktisadi geriliğini ve üretim yetersizliğinin bir işaretidir.

Bu yazı toplam 199 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
MEDYA