05 Aralık 2019 Perşembe

Mustafa Özyıldız / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Torosların Bereketli Hilalindeki Ereğli-6

22 Eylül 2014 Pazartesi 19:18

Ereğli’de inovasyon ve yeni iş fikirleri geliştirilebilir mi?

İnovasyon her alanda yeni fikirlere yer vermek, yeni fikirleri mevcut bilgilerle harmanlayarak ortaya çıkacak değişikliklerden ticari yarar sağlamak olarak tanımlanabilir. Günümüzde ticaret ve icadın bileşimi “ticat” olarak da ifade edilmektedir. İnovasyon o kadar önemli konu oldu ki, ülkelerin politikaları haline gelerek küresel kalkınmada bile etkili olmaktadır. Ülkeler kendi önceliklerine göre kendi inovasyon stratejilerini çizmek durumundadır. Bu ise oldukça zahmetli bir iştir. İktidar, beyin gücü, üniversite, planlama, olanaklar, sanayi, teknoloji, endüstri ve piyasa gibi tüm elemanlar; inovasyonun içinde yer alan bölümlerdir. İnovasyonun etkinliğinin olabilmesi, toplumun her kesiminin ve iktidar erkinin olayı benimsemesi ve desteklemesi ile mümkündür. Bizim toplumumuzda yeniliklere çok da sıcak bakılmadığını hepimiz biliyoruz ki, geleneksel statükocu yapımız, yeniliğe ve değişime engeldir. Kalıplaştırdığımız düşüncelerimiz, alışkanlıklarımız, karakterimiz, yaşantımızın her noktasında yeni kararlar almamızı zorlaştırmaktadır. Neden Türk bilim adamları yurt dışında çok daha başarılı olmaktalar? Çünkü orada teşvik ediliyorlar, ortam ve olanaklar çok daha iyi durumdadır. Ülkemizdeki GSYH’nın binde 11 gibi çok küçük bir bölümü Ar-Ge yatırımlarına ayrılıyor.  Bu oran ile hızlı teknolojik gelişme mümkün olamaz. Günümüzde var olan Ar-Ge Yasası büyük firmaları destekler nitelikte olup, kobiler için yeterli destekler içermemektedir. Türkiye’de inovasyonu geliştirmek için bölgesel inovasyon merkezleri Türkiye’nin 7 bölgesinde faaliyete geçirilmeli ve belirli bölgelerde belirli sektörlerin ağırlıklı olarak yer alması sağlanmalıdır. Buna ilaveten önemli projelere imza atabilecek birçok küçük firmaya destek ve teşvik programı uygulanmalıdır. Ekonomik kriz dönemlerinde inovasyon ve Ar-Ge yatırımlarına öncelik verecek firmalar, krizleri fırsata dönüştürmüş olurlar. Yeni iş fikirleri üreten ve bu fikirlerini hayata geçirebilen insanlar hem ekonomiye çok büyük bir katkı sağlar hem de istihdam oluştururlar. Girişimcilikte iş kurma sürecinin en zor kısmı iş fikrini bulma sürecidir. Ülkemizde ise iş fikirlerine ve girişimciliğe ancak yakın geçmişte önem verilmeye başlanmıştır.

Günümüz dünyasında rekabet hızla ilerlemektedir. Bu ortamda firmaların ayakta kalabilmeleri, pazar payını artırabilmeleri, organizasyon yapılarını yenilemelerine ve geliştirebilmelerine bağlı görünmektedir. Teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar, firmalar, ülkeler birbirlerine bir  “tık” mesafesinde bulunmaktadırlar. Pek çok ürün ve hizmet dünya coğrafyasından bağımsız olarak pazarlanabilmektedir. Ereğli’miz bu anlamda bir hizmet yahut üründe yurtiçi ve yurtdışı pazarda  öne çıkabilecek midir? Konumuzun can alıcı yönü budur. Ereğli son 20 yıldır teknik dallarda binlerce teknik personele ve mezuna sahiptir.  Süt işleme, tarım, bahçecilik ve et üretimi dışında teknik bir alana yönelme zarureti ortadadır. İlerleyen yıllarda iklim değişiklikleri ve sıcaklık artışlarının yer altı su rezervlerimizi bitirme noktasına getirmesi, sulu tarım alanlarının azaltılması yeni alanlara yönelmemizi zaruri hale getirecektir. Konya’da oluşan inovasyon ve araştırma geliştirme faaliyetlerinin bir kısmının Ereğli’ye kaydırılmasını sağlayabilmeliyiz, bu kentin kendi dinamikleri içerisinde sağlayamadığı veya halledemediği yeni sektörlere hızlıca yönelebilme kabiliyetini ortaya çıkarabilecektir. Ereğli’mizdeki büyük ve orta ölçekli zirai ve ticari işletmelerimizin ifade ettiğimiz değişimleri takip etmeleri ve yeniden yapılanmaları bu trendleri takip etmeleri bu cepheden önem arz etmektedir. Ereğli’miz  acısından dikkate alınabilecek bazı yeni iş önerileri  sizler için derledik.

 

Yeni iş fikirleri

Zahmetsiz ve pahalı bir ürün: Tatlı patates

Manavlarda kilogramı 15-20 liradan satılan tatlı patates, Türkiye’de henüz çok yaygın değil. Oysaki en az normal patates kadar zahmetsiz yetişiyor. Tek farkı ise tatlı patatesin daha sıcak iklimlerde yetişiyor olması. Türkiye’de tatlı patatesin sadece Hatay’da yetiştirildiğini söyleyen Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emin Çalışkan, ürünün yüksek gelir sağladığına dikkat çekiyor. Üniversite olarak laboratuvarda ürünün hastalıklı genini temizlediklerini ve verimli hale getirdiklerini belirten Çalışkan,” 3-5 yıl içerisinde bu ürüne olan talep artacak.

Kalecik Karası Üzümü

Bir fidan 3 yıl içinde ürün vermeye başlar. Bir dekardan yaklaşık 1 ton ürün alınır. Firmalar üzümün kilogramını 1.5 dolardan almaktadırlar. Yani Kalecik Karası üretimi çiftçilerimiz için oldukça karlı bir yetiştiriciliktir. Ankara kalecik ilçesinde bağ alanlarının genişliği son 5 yıl içerisinde 30.000 dekara ulaşmıştır .yurtiçi ve yurtdışındaki pazar değerleri oldukça yüksektir. Bu durum  çeşitli bölgelerde yeni bağların kurulmasında etkili olmuştur. Günümüzde pazarlama sorunu yaşanmayan Kalecik Karası üzümü gelecekte bağcılarımızın yüzünü güldüren önemli ürünlerimizden biri olacaktır.

 

 Lavanta çiçeği üretimi

Örnek üretimle ,Isparta'nın Keçiborlu ilçesine bağlı Kuyucak köyü, sessiz sedasız başladığı lavanta üretimiyle kıraç ve susuz arazileri değerlendirmekle kalmadı, işsizlik yüzünden kente göçü de önledi. Emekli olup köyüne yerleşen Kuyucaklılar, lavanta üretiminin merkezi sayılan Fransa'ya rakip olmak üzereler.

Şubat ile Nisan ayları arası ilk dikimi yapılan bitki çok yıllık ve çalımsı lavanta bir kez dikimi yapıldıktan sonra ilk yıl çiçeklenmiyor ancak daha sonra yaklaşık 20-25 yıl ürün vermeyi sürdürüyor. Haziran ve Temmuz aylarında tıpkı yonca biçer gibi hasadını yapılıyor. Biçilen lavantaları kurutarak tohumları ayrılıyor. Kuru çiçek olarak ya da, yaş iken  yağı çıkartılmakta.

 

Manda yetiştiriciliği

Manda yetiştiriciliği yeni bir fırsat kapısı aralayabilir. Zira manda popülasyonu  son yıllarda oldukça düştü. 40 yıl önce sulak alanların 'sıtma eradikasyonu' gerekçesiyle kurutulması ve mandanın sulak alanları sevmesi nedeniyle 1960'larda bir milyona yaklaşan manda popülasyonu  günümüzde 70 bin adede kadar gerilemiş durumda. Bu tablo, girişimciler için bir fırsat kapısı olabilir. Manda yetiştiriciliği, başta Tarım Bakanlığı olmak üzere çoğu kurum ve üniversite tarafından destekleniyor. Düşük faizli uzun vadeli krediler ise devlet bankalarında bu işin girişimcilerini bekliyor. Kayseri Damızlık Birliği Başkanı Güney Çakı, özellikle mandanın süt ve yoğurduna oldukça talep olduğunu ifade ediyor. İnek sütünün litresinin 100 kuruş olmasına karşın manda sütünde bu fiyatın 3 TL’ye çıktığına dikkat çeken Çakı, “Manda yetiştiriciliği oldukça randımanlı. 100 baş manda için 80 bin TL yatırım yeterli. İstanbul’da Çatalca, Trakya bölgesi, Kayseri’nin Develi bölgesi  ve Ereğli manda yetiştiriciliği için  uygun bölgelerdir.

 Ponny  çiftlikleri

Daha çok sirklerde görmeye alıştığımız minyatür at çeşitlerinden ponny yetiştiriciliği henüz Türkiye’de yaygın değil. Zira Türkiye’nin iklimi bu atların yetiştiriciliğini yapmak için oldukça uygun. En küçüklerinin boyu sadece 42 cm, kiloları ise 20-60 arasında değişiyor. Daha çok ABD, Arjantin ve İngiltere başta olmak üzere çok sayıda ülkede özel çiftlikleri bulunuyor. ABD dışında henüz pet shop'lara girmeseler de alıcılar doğrudan onların yetiştirildiği çiftliklere ulaşıyor. Meral Sultan Harası Müdürü Hasan Güner, özellikle erken yaşta atçılığa başlayan çocuklar için bu atların binicilik öğrenimi açısından ideal olduğunu vurguluyor. Atların genelde Hollanda, Belçika, Fransa gibi ülkelerden ihraç edildiğini belirten Güner, bu iş modelinin henüz Türkiye’de olmadığını ancak böyle bir girişimin yapılması durumunda ilgi uyandıracağını ifade ediyor. Ponny’lerin fiyatı 5 bin Euro’dan başlıyor. Güner, atların genellikle eğitimli olarak geldiğini söyleyerek, “Bir adet erkek, üç adet dişi Ponny alarak bu işe başlayabilir, atları kendiniz üretebilirsiniz. Bunun için altı ahırlık bir alan yeterlidir.

 

 Suda domatesle yüksek verim

Suda domates üretimi aslında boru üretimi yapan ve Mir Holding çatısı altında faaliyet gösteren Dizayn Grup’un bir projesi… Topraksız tarım uygulaması alanında geliştirilen teknikle, bir kilo domates üretimi için damla sulama yöntemiyle tüketilen 60 litre su miktarı altı litreye düşürüldü. Bu üretim tekniğinde bitkinin kök bölgesindeki besinlere 60’ın üzerinde optimizasyon yapılıyor. Suyun debisi, Ph değeri irdeleniyor. Ekolojik Tarım Sera Müdürü İlker Genç, suda domates yetiştiriciliğiyle herhangi bir domates cinsinden iki buçuk kat daha fazla verim alındığını belirtiyor. Bu yöntemle yapılan yetiştiricilikte dönüm başına 65 ile 80 ton arasında verim alınabildiğini kaydeden, “Anahtar teslim seralar kuruyoruz. Fide, gübre, ilaç, ambalaj gibi her türlü ihtiyacı biz tedarik ediyoruz. Maliyeti dönüm başı 105 bin Euro. 3 ile 5 yıl arasında yatırımın geri dönüşü alınıyor” diyor.

Guava meyvesi

Anavatanı Güney Amerika ve batı Hindistan olan guava meyvesi  taze olarak tüketilebilecek özelliktedir, ayrıca reçel, tatlı ve turşu üretiminde de kullanılmaktadır. Guavanın sağlık açısından çok yüksek oranda içinde likopen barındırdığı bilinmektedir bu sayede Kanser tedavisinde ve kozmetik sektöründe de yoğun kullanımı başlamış olup yakın zamanda  ülke geneli talebin artacağını söyleyebiliriz

 

 

 

ABD’nin yeni trendi: Kalamata zeytini

Sandviç ve kanapelerin vazgeçilmezleri arasına giren kalamata zeytini, son zamanlarda oldukça revaçta. Özellikle ABD’de oldukça moda olan kalamata zeytini, Avrupa’da da çok tüketiliyor. Türkiye’de iri olması nedeniyle ‘eşek zeytini’ adı verilen bu tür, normal zeytinin iki katı büyüklüğünde. Ödemiş, Tire ve Akhisar yörelerinde yetişen bu zeytin, adı Yunanistan’ın Kalamata yöresinden geliyor. Bu zeytin sirkeyle terbiye ediliyor ve mayalanıyor. Tadı ise turşuya benziyor. Bu zeytinin aynı zamanda iyi bir hiraç ürünü olduğunu söyleyen Hisar Zeytincilik Gıda Mühendisi Kemal Cengiz, “Özellikle ABD, Türkiye’den her yıl 5 bin ton kalamata zeytini ithalatı yapıyor. Ancak üretim hala yetersiz” diyor. Bu zeytinin yetiştiriciliğinin yanı sıra değişik ambalajlarda pazarlamasının da yapılabileceğini kaydeden Cengiz, yaklaşık 700 bin TL’lik yatırımla, 200 adet zeytin tankı alınabileceğini ve zeytin kilogramının 2,5 liradan satılabileceğini ifade ediyor.

 

Solucan gübresi yapabilirsiniz

Solucan gübresi, 50 yılı aşkın bir süredir ABD başta olmak üzere Avrupa’da ve dünyanın birçok başka ülkesinde üretiliyor. Her tür meyve, sebze, ağaç ve bitki türlerinin yetiştirilmesinde de yaygın olarak kullanılıyor. Bu solucanlara besin maddesi olarak verilen organik olarak yetiştirilen büyükbaş hayvan dışkılarını, organik bitkisel menşeli atıkları ve geri dönüşümde kullanılabilir nitelikte evsel ve kâğıt atıklarını, kısa süre içerisinde dönüştürmek sureti ile oluşturdukları gübre, yüksek kalitede bir gübre. Bu anlamda iş fikri oluşturmuş girişimciler var. Örneğin, İstanbul ve Antalya’da bu anlamda kurulmuş solucan gübresi üretim tesisleri var. Siz tesis kurmasanız bile bu işe kompost kutular alarak başlayabilirsiniz. Bu kutular sayesinde, evlerinizden çöp olarak atılan sebze, meyve kabuk ve posaları, yumurta kabukları gibi değerli organik atıkları değerlendirerek, yüksek kalitede yüzde 100 organik solucan gübresine dönüştürebilirsiniz. Hatta bunu yaşadığınız mahalleye yayarak, işinizi büyütebilirsiniz. Günlük 250 gramlık evsel atık, 500 solucanla gübre haline dönüştürülebiliyor. Gübrelerin kilogramı ise 3 TL’den satılıyor. Kutuların fiyatı 350 ile 650 lira arasında değişiyor.

 

Maliyetsiz bir ürün: Dikenli incir

Kendiliğinden doğada yetişen, kaktüsgillerden bir bitkinin meyvesi olan dikenli incir, Mersin’in Tarsus İlçesi’ndeki köylülerin önemli geçim kaynaklarından birisi haline geldi. Türkiye’nin hemen hemen her yöresinde görülen ancak, Akdeniz ve Ege’de daha sık rastlanan yabani bir bitki olan dikenli incir, halk arasında ‘Frenk inciri’, ‘Frenk yemişi’ olarak da biliniyor. Kıraç alanlarda, kurak ve kireçli topraklarda yetişen, ana vatanı ise Güney Afrika olan dikenli incirin Tarsus’a bağlı köylerde hasadı yapılıyor. Yıllık ise 150 bin ton civarında toplanıyor. Tarsus Ziraat Odası Başkanı Ali Gezer, "Dikenli incir kırsal kesimlerde yol kenarlarında bile kendiliğinden yetişiyor. Köylüye de sadece toplayıp satmak kalıyor” diyor. Köylüden 20 kilogramlık sandık 18-19 TL’den alınan bu ürün, 65 TL’den alıcı buluyor. Dikenli incir için özellikle Fransa’dan talep aldıklarını ifade eden Gezer,” “Ayrıca Hacettepe Üniversitesi ile yürüttüğümüz bir projeyle bu ürünü ilaç sektörüne de kazandırmayı hedefliyoruz” diyor

 

Organik sütten sonra ayran

Türkiye’de organik ürünlere olan talep bu alanda yeni ürünleri de beraberinde getiriyor. Organik sütten sonra şimdi de Tire Süt Kooperatifi organik ayranı piyasaya sundu. Tamamen organik sütten elde edilen organik ayranlar, İstanbul, Ankara ve İzmir'de Migros, Tansaş ve Kipa hipermarketlerinin yanı sıra, İzmir'de Pehlivanoğlu süpermarketlerinde satışa sunuldu. Organik ayranın kısa bir süre önce piyasaya sunulmasına karşın oldukça beğenildiğini söyleyen Tire Süt Kooperatifi Basın Danışmanı Koray Hoylu, “Tüketiciye doğal ürünlere bir dönüş var. Şimdi otellerden de teklifler almaya başladık. Tire Süt Kooperatifleri olarak ayrıca bayilik veriyoruz. Süt, ayran, sucuk ve Tire köfteden oluşan bu konsept girişimciler için yeni bir iş modeli oluşturabilir” diyor. Cam şişede litrelik olarak satışa sunulan organik ayranın satış fiyatı ise 3.75 TL.

 

İstiridye mantarı

Türkiye’de tarım sektöründe yeni bir yer bulmaya başlayan istiridye mantarı da girişimciler için de fırsat sözkonusu. Avrupa’da 1900’lü yılların başında kültür altında üretimi yapılan, Uzakdoğu’da ölümsüzlük mantarı çeşitlerinden biri olan istiridye mantarı, dünyada beyaz kültür mantarından sonra en çok satılan 2’nci ürün olarak ifade ediliyor. Türkiye’de bu mantarın tüketimi henüz Avrupa’nın 40’ta biri kadar olsa da her yıl artan bir tüketim söz konusu. İstiridye mantarının tamamen doğal şartlarda üretildiğini ve bu nedenle talep gördüğünü söyleyen Marmara Mantar Genel Müdür Yardımcısı Halil Soyhan, bu mantarın izolasyonlu çatı katlarında ya da bodrum katlarında klima olması koşuluyla rahatlıkla yetiştirilebildiğini ifade ediyor.

Su piresi

Su pireleri, akvaryum yetiştiriciliğinde en çok kullanılan canlı yemlerden biri. Genel olarak su birikintilerinde su sıcaklığının 15 derece ile 22 derece arasında olduğu ortamlarda bol olarak ürüyorlar. Ülkemizde bu gibi yerden toplanan su pirelerini mevsiminde akvaryumculardan satın almak mümkün. Üretilen su pireleri kaliteli ve besin değerleri yüksek ise piyasadaki balık yemi tedarikçileri ve akvaryum balıkçılığı ile ilgilenenler tarafından rağbet görüyor. Bu konuda bir girişim yapan Nilgün Ertürk, su pirelerinin bakteri barındırmaması ve suyu temizleme özelliği nedeniyle akvaryumcular tarafından tercih edildiğini söylüyor. Üretimi üç adet küçük havuzda yaptığını belirten Ertürk, “Bir poşet su piresini 5 TL’den satmak mümkün. Üretiminize bağlı olarak ayda minimum 200 TL kazanç sağlamak mümkün” diyor

Agave doğal şurup

Agave şurubunu son zamanlarda yemek ve özellikle tatlı tariflerinde daha sık duymaya başladık. Aslında agave şurubu, agave kaktüsünden elde edilen doğal bir tatlandırıcı. Agave kaktüsü aynı zamanda tekilanında   elde edildiği bir bitki. Şurup ise kaktüsün içindeki sıvı. Bu sıvı, beyaz şekere göre yüzde 25 daha tatlı olduğundan, daha az kullanılması yeterli oluyor. Bir diğer özelliğinin ise vücut tarafından daha kolay metabolizma edilmesi yani kan şekerini daha az yükseltmesi olarak ifade ediliyor. Kıvam ve renk olarak bala benzeyen bu şurup, Türkiye’ye The LifeCo firması tarafından getiriliyor. The LifeCo’nun kurucusu Ersin Pamuksüzer, ürünün özellikle ABD ve Avrupa’da oldukça fazla tüketildiğini ancak Türkiye’de yeni yeni tanınmaya başladığını ifade ediyor. Eczane, aktar ve marketlerde bulunuyor. Agave şurubunun fiyatı  19 ile 195 lira arasında değişiyor. Sıcak ve kurak iklim bölgelerimizde agave üretimi  imkanı bulunmakta

 

 

 

Bu yazı toplam 1510 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ
MEDYA